Ana Sayfa Yaşam Dinleyin… Sessizliğin sesini…

Dinleyin… Sessizliğin sesini…

Ses ve gürültü ile çevrelenmiş bir şekilde hayatlarımızı sürdürüyoruz. Gerçek sessizlikle karşılaşırsak neler olur?
Trafiğin gürültüsü, sirenlerin tiz sesleri, yüksek sesle konuşanlar, cep telefonlarının bildiri mesajları – hepsi birden çok bunaltıcı olabilir. Yine de sessizlik; yalnızlık, sıkıntı hatta hüzünle ilişkilendiriliyor.

“Gürültü çağında yaşıyoruz. Sessizliğin neredeyse soyu tükenmiş” diyor felsefeci ve mecaracı Erling Kagge.

Biliyor da konuşuyor olsa gerek. Erling, sessizliğin gücünü araştırdı, Kuzey ve Güney kutupları ile Everest Dağı’nın zirvesine ulaşan ilk kişi oldu.

Peki neden sessizliğe ihtiyacımız var? Onu nasıl kaybettik?
Belki de aynı önemde bir soru daha: Onu yeniden nasıl kazanabiliriz?

Sessizlik anda olmamıza yardımcı oluyor. Erling, “Antarktika şimdiye kadar bulunduğum en sessiz yer” diyor. “Parçası olduğum bu dünyaya daha dikkat gösterir hale geldim.”

Antarktika keşfi sırasında karşılaştığı sessizliğin anda hissetmesine nasıl yardımcı olduğunu anlatıyor: “Sıkılmadım ya da rahatsız edilmedim. Kendi düşüncelerim ve fikirlerimle baş başaydım… Kendi hayatımın içerisindeydim.”

Buz kaplı bir kara parçasına istediğimiz anda gitmemiz mümkün değil, ancak sessiz bir yer bulmak, ki bu yatak odası olabilir, sessiz bir bahçenin köşesi olabilir ya da tuvalet kabini olabilir, günlük rutinlerimizdeki koşturmacadan ve karmaşadan çıkıp, kendimizle yeniden bağ kurmamıza yardımcı olabilir.

Erling hepimizin “içsel sessizliğini” bulabileceğine inanıyor ve duşta ayakta durmanın, çıtırdayan bir şöminenin başında oturmanın, ormandaki bir gölde yüzmenin ya da boş bir arazide yürümenin dinginlik için harika fırsatlar olduğunu düşünüyor.
Sessizlik bize düşünmek için fırsat verir. Erling, “Sessizlik yeni düşünce biçimlerini açmak için bir anahtar” diyor. Bilim de felsefecinin bu teorisini destekliyor.

Sesin uyarıcı etkisi olmadan da beynimiz aktif ve dinamik olmayı sürdürüyor.

Washington Üniversitesi’nden nörobilimcilerin 2001 yılında yürüttüğü bir araştırma, “dinlenme” durumunda olan beynin çalışmaya, hiç durmadan bilgileri algılamaya ve değerlendirmeye devam ettiği sonucuna vardı.

Bunu takip eden araştırma, bu halin kendimize odaklanmamıza yardımcı olduğunu aktardı.

Sessizlik ve dinlenme, yaratıcı düşüncenin ve en iyi fikirlerimizin anahtarı olabilir.
Sessizlik beyinlerimizin gelişmesini sağlayabilir.
2013 yılında biyolog Imke Kirste, farelerin beyni üzerinde sesin etkisini test ediyordu.

Sonuçlar şaşırtıcıydı. Seslerin kalıcı bir etkisi yoktu, ama günde 2 saat sessizlik hafızada önemli rolü olan hipokampustaki hücre gelişimini tetikliyordu.

Bu yeni büyüyen beyin hücrelerinin sağlık için faydası olmasa da, bu hücreler işlevsel sinir hücrelerine dönüşüyor.

Eğer sessizlik ve sinir hücreleri arasındaki bağ insanlarda da kurulabilirse, sessizliğin bunama ya da depresyondan muzdarip olan hastalara yardımcı olmak için kullanılması mümkün olabilir.